Beş yıl önce attığım twite haftasonu güncelleme getirdim.
Pazar kahvaltısı kadın olarak boşanmamla sosyal alemde ünlendiğim için bir miktar sinirliydim çünkü soo cringe lütfen 🙂 amaa sonra fark ettim ki bir çok kadının ortak yarasını dile getirmiştim. O twitten sonra hayatım, hayata bakış açım çok değişti. Hani Malcom bir taş at demiş ya, sanırım hayatımın taşlarından biri bu twit oldu. Çünkü daha çok kadınla temas etmeme, kadınların sorunlarını anlamama ve bu alanda kendimi geliştirmeme vesile oldu.
Bu twiti hikayeleştiren mi, çalan mı, kullanan mı.. Her türlüsü yapıldı 🙂 Eh sahibi olarak ben de devam eden bir hikaye tadında ara ara güncelliyorum.
Bunu bilerek yapıyorum. Çünkü benim gibi olan kadınların buna ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bir yerlerde birileri kötü şeyler yaşıyor ama hayat devam ediyor. Hepimiz için iyilikler ve kötülükler söz konusu. Mesele, meseleleri nasıl ele aldığımız. Kötü olayları yönetme becerisi. Bakış açısı.
Boşanma kararı bile alabilecek biri değildim. Hayat beni o noktaya uzun bir yolculukla getirdi. Hala ” pazar çalışıyor kocam, napalım boşanalım mı?” yazanlar var, yok değil 🙂 Onlara inatla meselenin gün veya kahvaltı olmadığını, evlilikte bir partnerin diğerini hem fiziksel hem duygusal olarak keyfi şekilde yalnız bırakması olduğunu anlatıyorum. Hayatta yalnız kalmaktan çok korkan biriydim. Evliliğe de bir şekilde sanırım bu yalnızlıktan kaçmak için yapışıyordum ve ısrarla sorunları düzeltmeye çalışıyordum. Sevildiğime inanıyordum nedense. Çünkü başka türlüsü işime gelmiyordu ve mantıksız geliyordu. Sevmiyorsa benle yaşamaz, neden evlensin ki filan filan…
Görmek istemediğim sorunlar ve kabullerle boğuşup o noktaya gelene kadar bir çok yol denedim. İnanılmaz uğraştım. Hiçbiri çözüm olmadı. En nihayetinde o pazar sabahı kahvaltıda o acı gerçekle yüzleştim. Ben sevgisizdim, yalnızdım ve sevgi dilenip duruyordum. Bir şeyleri tek başıma onarmaya çalışmaktan yorulmuştum. Yalnız kalmaktan korkuyordum ama ben zaten her anlamda yalnızdım!!.. Normalde insan bekar olsa bekarlığına üzülür, bir eş, sevgi dolu bir yuva hayali kurar ama bir şekilde hayatına devam eder. Çünkü olmayan birinden bir şey beklemek diye bir durum söz konusu olmaz. Hayattan beklersin. Genel bir yorgunluk olur. Zor olur ama büyük bir depresyona girmezsin mesela. Fakat hayatında biri varken sürekli o beklentiye giriyorsun ve gerçekleşmediğinde boğulup kalıyorsun. Üstelik onunla yaşamaktan doğan sorunlarla ve sorumluluklarda yanına bonus ekleniyor. Bir iş ama sürekli zarar ediyorsun gibi. Benim hayatımda çocuk gibi bir faktör yoktu. Ailem destekti, bir işim vardı, maddi anlamda büyük bir sorunum yoktu. Sosyal çevrem vardı. Ona rağmen evlilikte kalmak için, bitirmemek için çok çabaladım. Çünkü doğru olan buydu. Terapiler, kitaplar, vs. bir çok yola başvurdum. İstihareler, istişareler yaptım. Evlilikte bir şey tek taraflı ilerliyorsa nihayete ermiyor. Kürek çekmek gibi, sen çekiyorsun ama karşı taraf çekmiyorsa, o kayıkla dönüp duruyorsunuz. Gün sonunda tek başına bir tatil günü kahvaltı yapıp yaşarken olmayacağına kanaat getirebiliyorsunuz.
Bana ara ara boşanmaya özendiriyorsun diyorlar. Bilmem, insan kaza yapmaya, ne bileyim iflas etmeye filan özenir mi 🙂 Kim boşanmayı harika bir şey gibi düşünüyor? Boşanmaktan bahsediyoruz, tatile gitmekten mi:) Hele bu coğrafyada.. Kadın için her şey zorken.
Boşanmanın negatif bir çok getirisi var. Bunları saymamın manası yok. Bir insan deli değilse keyfi boşanmaya kalkmaz zaten. Bunu bildiğimden ben kimseye öncesini çok anlatmıyorum, değinmiyorum. Bir kadın o noktaya geldiyse herhalde her şeyi denemiştir diyorum. İki kavgayla valizini toplayan delilere bir şey diyemem ki 🙂
Sevgisizlikle, yalnızlıkla, hayatla mücadele etmek çok zor. O dönem terapistim, “kimse sana boşan boşanma diyemez, bunun kararını sen vereceksin, hayat senin hayatın” demişti. Biri çıksın ve doğru olanı göstersin diye gittiğim terapilerden kendimle baş başa kalarak çıkıyordum. Ne zaman ki kendimi sevmek, yalnızlığımla barışmak zorunda olduğumu kabullendim. O toksik hayattan kurtuldum. Kendimi de öyle hemen toparlayamadım. Üç beş sene süründüm. Baya süründüm. Yalnız iyi süründüm. Güzel süründüm 🙂
Nihayetinde köklü değişimler bana bugünkü hayatımı getirdi.
Şuna inandım, niyet ve cesaret.
Niyet edince, dua edince, Rabbine sığınınca bir şekilde yollar açılıyor. Bakın size toz pembe bir hayat demiyorum. Her şey kolay olur da demiyorum, hayırrr… Çok zor. Çok zor ama ben bu zorluğu tercih ettim ve bununla baş edebiliyorum.
Atölyelerimde de bundan çok sık bahsediyorum. Mühim olanın kendiniz ve hayata bakış açınız olduğunu keşfedince zaten bir çok meseleyi halledebiliyorsunuz.
Bu pazar uzun zamandır taşınmayı bekliyorduk ve taşındık. Güzel bir kahvaltı sofrası hazırladım nakliye gelmeden önce 🙂 Şuan yorgunluktan ölüyorum, bir sürü iş yaptık, tek başımızayız, hala ev çingen çadırından hallice. Eskiden olsa bu taşınma işi benim için ölümden beter olurdu. Ev böyle dağınık olduğu için krizlere girerdim. Başak burçluluk ve mükemmelliyetçilik takıntısından… Ama şimdi. Okey. Sakinim. Bakış açımı değiştirdim. Uzun zamandır istediğim bir şey oldu, buna odaklanıyorum. Sosyal medya ponçikleri gibi olmak istemiyorum. Her şeyi değiştirdim de hayatım mükemmel oldu değil. Ay ben ne çileler çekiyorum hala yaaaa.. ama artık gerçekten hamdolsun iyiyim. Çünkü dediğim gibi olana odaklanıyorum.
Olmayana değil.
Mis.
Tavsiye ederim…









