Han Kang’la tanışmam nobel ödülü kazanmadan biraz evvel oldu sanırım. Ben kitabını okuduktan sonra ödül aldığı haberi çıkınca şaşırmadığımı ve diğer kitapları için aynı şekilde heveslendiğimi net hatırlıyorum.
Öncelikle belirtmeliyim ki, okuduğum diğer kitaplarından sonra Han Kang’ın tam olarak bana hitap ettiğine kani oldum. Onun hikayeleri hem çok sakin, hem çok karanlık bir yerden ele alışı beni etkiliyor. Sakin bir gün yolda aheste yürürken aniden bir cesedin önünüze düştüğünü düşünün. Öyle bir etki hissediyorum her okuduğumda. Bir rahatsız edicilik. Sanki body horror bir film izlemişim de o ürperti üzerimde kalmış gibi. Depresif. Melankolik gibi sevimli değil, daha hard.
“Roman, et yemeyi reddetmeye başlayan Yeong-hye’nin, orta sınıf Seul toplumunun sosyal dinamiklerini nasıl alt üst ettiğini anlatıyor. Yeong-hye’nin bu reddedişi, onun davranışlarının giderek dengesizleşmesi ve çılgınca eleştirilmesiyle toplumsal bir gerilime yol açıyor.
“Vejetaryen”ın en çarpıcı yanı, et yemeyi reddeden bir kadının basit eyleminin, bir ailenin dağılması için bir sıçrama tahtası haline gelmesidir. Han Kang, Kore’deki ev hayatını son derece kırılgan bir şekilde tasvir ederken, bu durumu ustalıklı düzyazısıyla edep ve öfkeyi dengede tutarak sunuyor.”
Hikayelerinde sosyolojik, kültürel, tarihsel güçlü eleştirilerle aktarımların oluşu, baymayışı, asya toplumlarına özgü kadın sorununu ele alış biçimi, çaresizliği nazik bir öfkeyle sunması hoşuma gidiyor.
Anladığım kadarıyla seven çok sevmiş, sevmeyen hiç sevmemiş.
Peki ya siz?









