Materialists

218

Metarialists, fragmanlarını gördüğümde beni heyecanlandıran bir işti. Son günlerin popüler ismi Pedro Pascal, Chris Evans eşlik ediyor Dakotacığıma. Ben Dakota’yu beğeniyorum ya. Nereden geliyor bu, bilemedim. Son yıllarda bir güzellik geldi hatuna.

Konuyu şöyle özetlemişler, ” Lucy Mason, New York’ta yaşayan, genç ve hırslı bir çöpçatandır. Hayatını başkaları için ideal eş bulmaya adayan Lucy, kariyerinin tam da zirvesindeyken, kalbinin kontrolünü kaybeder. Bir türlü unutamadığı eski sevgilisi ve hayatına giren yeni bir ilişki arasında kalan Lucy,  gerçek aşkın neye göre şekillendiğini sorgulamaya başlar.”

Fragmandan ve bu özetten, eğlenceli bir romantik film hissiyatı gelmişti ki uzun zamandır güzel bir romantik film izlemediğimiz için heyecanlanmıştım. Film eğlenceliden çok durağan, sakin ve sorgulayıcı tarzdaymış. Bu kasttan beklediğim bu değildi.

Ayrıca matchmaker şirketi konusunu görünce bir asian dalgası hissettim ve bingo! Yönetmen Celine Song, Past livesın yönetmeni, yani aslında tam bir Korean movie, oyuncuları değiştirince sırıtmıyor konu 🙂 Hollywood olunca beklentiler farklı.

 

Bundan sonrasına spoiler vererek devam edeceğim, bilginize.

Lucy, başarılı bir şekilde çöpçatanlık şirketinde çalışırken bir yandan kendisini ve ilişkileri de sorguluyor aslında. Günümüz dünyasının ilişki beklentilerinin yüzeyselliği ve imkansızlığı arasına sıkışmış, kafaları karışık insanları matchlerken kendi beklentileriyle de yüzleşiyor aslında. İlişkileri bir hesap kitap defterine, kar zarar tablosuna çevirmenin ne kadar yıpratıcı oldugunu ve aslında sürdürülebilir olmadığını anlatmak istemiş sanki Celine Song. Sadece bunu yaparken daha yüzeysel yapmış. Hikaye, derin bir anlatıma sahip değil bana kalırsa. İnsanlar Hollywood yüzlerinden Hollywoodca şeyler bekliyor 🙂 Bu gelmediğinde zaten biraz çekimserleşiyorsun, üstüne anlatılmak istenen biraz daha nasıl desem yavan olunca, pek sarmıyor.

Lucy, bir sahnede kendisine liste verip “ben bunu hak ediyorum ve zaten havada kapılırım” diyen bir müşterisine filtresiz bir konuşma yapıyor. O sahneyi sevdim. Çoğu kişi günümüzde narsistik, bencil özelliklere sahip artık ve bunu kendine değer vermeyle karıştırıyorlar. Bunu yüzüne vurduğu için müşteri kaçıyor tabi 🙂 Bir çok insan gibi.. Ben de bazen kadınlara direkt konuşuyorum ve çoğu zaman şunu görüyorum. Neredeyse herkes gerçekleri değil, masalları duymak istiyor.

Lucy bir çöpçatan olarak bu kadar hesaplarla, checklistlerle eşleştirmeler yaparken kendisine gelen talibi de (pedro pascal) aynı checklistle değerlendiriyor. O listede insanlar kategorize, sınıf sınıf. Aynı sınıfta olmadığına inandığı bir adam onunla birlikte olunca kafasına yatmıyor, içine de sinmiyor, aidiyette geliştirmiyor. Öte yandan, anlaştığı, kendisini anladığını düşündüğü ve ruhuna hitap eden adamın fakir realitesi kendisine olan saygısını kaybettirdiği için ondan da uzaklaşıyor. Fakir ama kendisini seven genci terkettiği için (Chris Evans) bir yandan kendisini metaryalist olmakla suçlarken(!) bir yandan metaryalist seçeneklerin hoşnutsuzluğuyla yüzleşiyor.

Bence bir çok kadın hayatında bunu yaşıyor. Yani kendisine saygısını kaybettirmeyecek kadar maddiyatı, kariyeri olan bir aşık istiyor ama nedense gerçekten seven gözüken erkekler o seviyede olmuyor. Ortalaması bile gelmiyor. Çok zengin adamlardansa o sevgi efektini alamıyorlar. Bu sıkışmışlık mutsuz ediyor. Bir yandan müşterisi Sophie L. nin yalnızlığı ince ince işleniyor. Yalnızlık, güvensizlik, tekinsizlik… Tüm bunlara şahit olan Lucy, seçimini aşktan yana kullanıyor. Filmin bir yerinde “aşk kolaydır” diyordu. Elinden bir şey gelmez, engel olamazsın, o öylece oluverir. Fakir adamın sonsuz sevgi sözüne karşı ona tamam diyor.

Artık maddi olarak kendime yetiyorum zaten, senin fakirliğini tolere edebilirim ama aşksızlığı edemiyormuşum. Mesele bu biraz aslında. Neye katlanabildiğimiz. Neyi tolere edebildiğimiz çünkü hayat öyle değil mi zaten? Kimin önüne bütün bir pasta konuyor?

Filme puanım, 7 🙂 O da Dakotacığım hatrına. Bence farklı bir kast, derin bir anlatımla daha güzel bir film izleyebilirdik ama..

nasip kısmet işte.